13 Mart 2016 Pazar

SODOM VE GOMORE YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU


Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yakup Kadri 27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. Osmanlı Devleti ile yakın ilişki içinde bulunan ailesi 17. Yüzyıl’dan itibaren ayan sıfatı ile tarih sahnesine çıkmış Ege Bölgesi'nin tamamı üzerinde hâkimiyet kurmuştur.

Yakup Kadri, Fevziye Mektebi Iptidaisi, Izmir Idadisi’ni okuduktan sonra Kavalalı İbrahim Paşa’nın Mısır’daki konağına yerleşerek Fransız Okulu'na, İstanbul'a dönünce Mektebi-i Hukuk’a kaydolur.
Fecr-i Ati’ye katılır. Tüberküloz hastalığı için İsviçre’ye gitmeden önce Bektaşi çevresinde yer alır. İkdam gazetesinde köşe yazarlığı yapar. Mardin milletvekili olarak TBMM’ye girer. Burhan Asaf Belge’nin kız kardeşi Leman Hanım’la evlenir. Kadro dergisini çıkarır, elçiliğe atanır.

Anadolu Ajansı yönetim kurulu başkanlığı ve birkaç kişiyle birlikte Türk Dil Kurumu’nun kuruculuğunu yapmıştır. Kurucu meclis üyeliğine getirilmiş, 1961’de memleketi Manisa’dan milletvekili seçilmiştir. 13 Aralık 1974 Ankara’da hayata gözlerini kapamıştır.


SANAT ANLAYIŞI

Fecr-i Âticiler’in “sanat kişiseldir” görüşünü paylaştığı ve “sanat için sanat” yaptığı döneminden sonra Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar altında sanatın toplumsal işlevine de ağırlık vermeye başladı.

Ziya Gökalp’in etkisiyle Yeni Lisan ve Milli Edebiyat akımını benimsedi. Daha çok romancı yönüyle ön plana çıktı. Eserlerinde güçlü bir gözleme dayanan realizme yer verdi. Türk toplumunun Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar yaşadığı siyasi ve sosyolojik konuları, dönem çatışmalarını ve birey psikolojisini irdelemeye yöneldi.

Türk edebiyatına tezli roman düşüncesini getirmiştir. Batı edebiyatı özelliklerine sıkı sıkıya bağlı kalmış; Balzac, Flaubert ve Zola’dan etkilenmiştir.

Diğer romanları: Nur Baba, Kiralık Konak, Hüküm Gecesi, Ankara, Yaban, Bir Sürgün, Panorama, Hep O Şarkı.


Sodom ve Gomore

Yakup Kadri, Sodom ve Gomore’yi 1920-1923 yılları İstanbul'unda canlandırmıştır. Milli mücadele yıllarında, İstanbul işgal altındayken İngiliz mandası taraftarı bir zümrenin etrafında şekil bulan olaylarla, toplumun sosyolojik ve ahlaki dokusu işlenmiştir.

Kitap 1927-1928 arasında yazılmış, ilk basımı 1928’de yapılmıştır.


Karakterler

Leyla: Çekici bir görünüme sahip; zeki, İngiliz kültürüne yakın, şuh, keyfine buyruktur.
Captain Gerald Jackson Read: Eski Yunan heykelleri güzelliğine sahip bir İngiliz zabitidir. Etrafı kadınlarla çevrili, züppe ve zengin bir adamdır.
Sami Bey: Leyla'nın babası, İngiliz mandası taraftarı, Düyun-i Umumiye’de memur.
Majör Will: Her tür eğlence mekânında bulunan, kaba görünüşlü, süfli zevkli biridir.
Necdet: Mutaassıp kültür taraftarı, iradesi zayıf, yirmi beşlerindedir. Avrupa’da eğitim görmüştür.
Madam Jimson: Koyu ela gözlü, şuh, levent bir kadın.
Nermin: Hoş, işveli, yeteri kadar zeki, zarif, kibirlidir.
Azize Hanım: Geçici hevesleri olan, havai, zararsız yaratılışlı; Atıf Bey’in karısı olmasına rağmen aşkı dört gözle bekleyen bir kadın.
Captain Marlow: Çapkın, hovarda, kendi cinsi aleyhine Gomorelik tutkuları olan İntelligence Service’de en önemli görevi yapan İngiliz zabiti.


Kitap Özeti

İngiliz zabit Captain Gerald Jackson Read flörtleştiği Türk kızı Leyla’nın evine davetlidir. Çay davetinde bütün işgal kuvvetleri vardır.

Bir köşede Read Lilisi’yle – Leyla’ya böyle hitap etmekte- doya doya sohbet edemeden bir kadın avının ortasında kalır. Bu avcılardan Madam Jimson, Captain Gerald Jackson Read’in İstanbul’daki ilk göz ağrısıdır.

Davet icabı çaydan sonra samimi dostlar yemeğe kalırlar. Leyla’nın dayısının oğlu ve nişanlısı Necdet’in ileri boyuttaki İngiliz düşmanlığı Captain Gerald Jackson Read’in yemeğe katılmasına engel olur.

Leyla, yemekten sonra Captain Gerald Jackson Read ile çirkin, flörtöz bir telefon konuşmasına başlar. Necdet’te Leyla'nın düşmanlarından olan Nermin’in dolduruşuna gelerek daveti terk eder.

Bu gecenin ardından Captain Gerald Jackson Read’in ziyaretine Captain George Marlow gelir.İngiliz zabitlerinin, mektep sıralarından beri en büyük hayali İstanbul’u gidip görmek olmuştur. Captain Marlow, bu dileğin gerçekleşmesi için Oxford’da Şark Dilleri eğitimi almış, onun için İstanbul’da İntelligence Service’nin en önemli görevi kendisine verilmişti.

Necdet, Amerikalı gazeteci Miss Fanny Moore ile tanıştırılmak için Nuriye Hanım’dan bir davet alır. Davete Leyla da katılır ve aralarında kırıcı bir konuşma geçer. Bunu fark eden Leyla özür dilemek için bir mektup gönderir.

Oysaki Necdet’in kırgınlığı Captain Gerald Jackson Read ile yaptığı telefon konuşmasınadır. Leyla kendisini hala sevdiğini Necdet’e kabul ettirir ve barışırlar.

Necdet, tek isteği Anadolu’daki Milli Mücadele hareketine katılmak olan Cemil Kami isminde bir doktor arkadaşıyla yeni açılan Moskovit’e yemeğe gider. Karşılarındaki masada oturan Captain Winter bir galip hakkıyla başlarından feslerini çıkarmalarını ister. İki arkadaşsa bu hakarete seslerini çıkarmaz, sineye çekerler.

Diğer tarafta Leyla, İngilizlere mahsus huyları o kadar ileri götürmüştü ki babası Sami Bey bile bazen onu uyarıyordu.
Leylanın düşmanlarından en acıklısı Nermin’di. Evlerini İngilizler ele geçirmiştir. Bütün dostları tarafından yavaş yavaş unutulup gidiyorlardı.

Bu sıralarda Majör Will bir yalı tutmuş, bunun için açılış töreni düzenleyecektir. Necdet, davet boyunca türlü tiksintilere şahit oldu. Leyla, Captain Gerald Jackson Read’le bahçeye sıvışmıştır. Bütün gece gözlerini Leyla’dan ayırmayan Necdet de onları takip etmiş, Captain Gerald Jackson Read’le kozlarını paylaşmışlardır.

Necdet Captain Gerald Jackson Read’i düelloya davet etme kararını aldı. Leyla buna engel olmak için Captain Jackson Read’e gitti. Captain Gerald Jackson Read zaten kendi mevki ve şahsiyetinde bir adamın bir basamak aşağı inip çekişmesinin mümkün olmadığı söyledi.

Bu olaylar Leyla’da manevi bir uyanışa neden oldu. Leyla Captain Gerald Jackson Read in fiziki tesirlerinden kurtulmuş Necdet’e olan bağlılığını anlamıştır.

Leyla’nın en kuvvetli düşmanı Madam Jimson, Captain Gerald Jackson Read’den ümidi kesmiş; Leyla’nın şerrinden en çok korktuğu Nermin de Amerikalı kızın tuzağına düşmüştü.





Azize Hanımsa Captain Marlow’a sürprizlerle dolu bir davet sunma peşindeydi. Bu sürprizi yapansa yakın zamanda ilişkileri başlayan Azize Hanım’ın eşi Atıf Bey’le ve Captain Marlow oldu.

Captain Gerald Jackson Read de şimdiki padişahın yeğenlerinden biri ve Nail Paşa'nın karısı Şehnaz Sultanla başka bir maceraya atılmıştı.


Adı üstünde bu sadece bir macerayken, memleketinin tadını veren Leyla ona her şey gibi lazımdı. Bunun için Sami Beylere günaşırı yaptığı ziyaretler ve Leyla’yla at gezintileri devam etmiştir.

Bu sıralarda Leyla artık Necdet’le evlenmek istedi. Necdet’se Leyla’yı uygun bulmadığı gibi ortamı da uygun bulmuyordu. Bu kararı başka bir zamana ertelemelerini istediğinde Leyla bunun intikamı için şuh hareketlerde bulunup evlenmelerini imkânsız kılmaya çabaladı.

Necdet tüm bunlardan uzaklaşabilmek için o sıralarda bütün şiddetiyle devam eden Sakarya Harbi’ne katılma hayalini kurdu. Lakin bu hayal o kadar uzun sürdü ki savaş sona ermişti. Düşman kovulmuştu.

Madam Jimson başarılarını göstermek için son aşığı Colonel de Rochepierre şerefine davet verecekti. Bu arada Mösyö Jimso’nun üremiyle karışık beyin kanamasıyla yatağa düştüğü işitildi.

Necdet, istikbal harbi denilen eşsiz destanda kendisine de bir kutsal vazife düşen doktor Cemil Kami ile karşılaşmıştı.
Bu ayın sonuna kadar ülkede her şeyin değişeceği haberi yayılmaya başladı.
Afyonkarahisar geri alınmış, İzmir’e altı günde geçilmişti.

İstanbul Osmanlı saltanatı çökmeye başladığından asırlardır böyle bir zafere şahit olmamış, zaten bu da Osmanlı saltanatına değil Anadolu’dan yeni doğan devlete ait bir zaferdi.
Bir dünyanın başlayışı mı eski dünyanın bittiği mi belli değildi zaten bir kısım sevinç gözyaşları dökerken diğerlerinin yüzleri sapsarı kesilmişti.

İtilaf zabitleriyse harp esirlerine döndüler.
Canlarının mallarının kaygısına düştüler. İstanbul ahlaki iflasa doğru sürüklenirken iktisadi kaynaklarını sömürmüşler, ahlaksız, uygunsuz yollarla pek zengin olmuşlardı.

Hiçbir Türk’ü tanımayıp gerçek Türk yüzü görmediklerini düşünen Marlow İngiliz büyüsünün bozulduğunu artık kaçmak gerektiğini söylüyordu. Captain Gerald Jackson Read in yüzüne bütün dostluk kapıları kapanmıştı.

Necdet asıl işgalin kendi taraflarında olduğunu, düşmanın çamurlu çizmeleriyle kendi yataklarına kadar girdiğini, İstanbul’un diğer tarafında ise sadece sokaklarda dolaştığını farketti.

Mösyö Jimson’nın ölümüyle Madam Jimson şen dul haline geldi ve artık hüviyet vesikasına ihtiyacı vardı. Madam Jimson’a Türk tabiiyetinde olduğu söylenince öfkelendi, Türklük rezaletlerin en büyüğüydü.

Bu dedikoduları Leyla’nın çıkardığını düşündü. Onun monden ilişkilerinden uzaklaşıp yapayalnız kalmasını istiyordu.
Birkaç davet yapıldı, Leyla hiç birine davet edilmedi. Sami Beyle Leyla bu unutulmuşluklarını telafi için ucuza gelecek bir diner ya da suvare planlamaktaydı. Davet boyunca Leyla’nın beklediği asıl davetliler bir türlü gelmedi. Böylece Leyla facia dolu gecenin sonunda sinir harbi geçirmeye başladı.

Leyla’nın geçmek bilmez bu haline uzun bir dinlenme ve yalnızlık kürü tavsiye ediyorlardı. Türkiye’de böyle bir yer olmadığı için Avrupa seyahati pek gerekli görülüyordu. Sami Bey’in para sıkıntısı bu seyahate engel oluyordu. Bu sıkıntıya yetişten kişi Necdet oldu.

Leyla seyahate çıkmış gönderdiği mektuplarla geçirdiği değişim fark ediliyordu. Yalnızca değişen o değildi.

Yunan orduları vaatlerini yerine getiremediğinden beri İngiliz ordusunun yarı yarıya Anadolu taraftarı olduğu gibi İntelligence Service’nin fesat kaynağı Captain Marlow da Türk dostu olmuştu.

Captain Gerald Jackson Read’e bir sıla hasreti gelmiş artık buradan gitmek istiyordu. Nermin’le Miss Fanny Moore hiç kimseye haber vermeden Amerika’ya kaçıp gitmişlerdi. İtilaf devletleri ise zulmün en son derecesine varmışlar bunu alkışlayan soysuzlaşmış Türkler göze çarpıyordu.

Hangi milletten olduğu anlaşılmayan bugünlerde Türk olduğunu ispatlamaya çalışan Madam Jimson da sosyal yaratılış hatasıydı.

Captain Gerald Jackson Read annesine yazdığı mektupta Avrupalı milletlerle boy ölçüşecek dereceye gelen Türklerle iyi geçinme siyasetine başlamaları gerektiğini, diplomasiyi kullanma yolunu seçeceklerini söyledi.

Düşmanın bu azabından en çok keyif alan Necdet oldu. Onların saadetlerinki zulmü onun kadar yakından görmüş bir Türk daha yoktu.

Anadolu ordusu Trakya’ya geçmek için İstanbul’a gelmişti. Milli heyecanların büyük coşkularla İstanbul’da kutlamaları yapılırken Necdet de aşırı milliyetçi olmuştu.

Leyla ise bu yeni hayata uymak için Necdet’le barışmaktan başka çare görmüyordu. Necdet için Leyla artık bir angarya haline gelmiştir.

Sami Bey ise Tanzimat devri alafranga Türklerindendi. Kızı kadar ürkmüştü. Garp devletlerinin bizim kılıcımızla siyasi bozguna uğramasına imkân vermiyordu.

Hükümdar bir gecede kaçmış bir devlet batıp bir devlet yükselirken her yerde saygı gören toz toprak içinde siyah kalpaklı adamlar ortaya çıkmaya başlamıştı.

Yeni devrin efendileri bunlar olacaktı.



Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Sodom ve Gomore” adlı eseri hakkında yorumum:


Yakup Kadri, Sodom ve Gomore’yi 1920–1923 yılları İstanbul'unda canlandırmıştır. Bu tarihler 1919–1924 yılları arasında gerçekleşen milli mücadelenin son dönemlerine denk gelmektedir. Bu nedenle dönem yazar tarafından birebir yaşanmış, olaylar sıcağı sıcağınayken kurgulanmıştır.

Milli mücadele yıllarında, İstanbul işgal altındayken İngiliz mandası taraftarı bir zümrenin etrafında şekil bulan olaylarla, toplumun sosyolojik ve ahlaki dokusu işlenmiştir.

Toplumun genelinde görülen sıkıntı ahlaki bozukluktur. Bu yazarın sodomcu ve gomorelik ilişkiler adını verdiği, konu alınan zümrenin kendi cinsi aleyhine yakınlaşmalarıdır.

İngiliz mandası taraftarı Tanzimat devri alafranga Türkleri ve İngiliz zabitleri çevresinde geçen romanda Necdet, Cemil Kami gibi birkaç uyanış figürü bulunmaktadır. Necdet’in içinde zaman zaman uyanan milli mücadeleye katılma isteği, Cemil Kami’nin tek gayesi olmuştur. Bu kişilerin bakış açısıyla işgalin çirkinliği, yapılan davetlerin tiksindiriciliği, karakterlerin mide bulandırıcı yönleri görülmektedir.

Yazarın gölgesi Necdet karakteriyle gösterilmiştir. Bu noktada Necdet hem ülkenin durumunu hem de yazarın milli düşüncelerini yansıtır. İstanbul işgal altındayken bu karakter iradesi zayıf, fark edilmeyen ve sürekli acı çeken bir durumdadır. Ona acı veren Leyla karakterine bir düşkünlüğü vardır. Bu ülkenin başıboş durumunda devamlılığı sağlamak için bir büyük devlete ihtiyacı olması ve ona olan zaafının bir yansımasıdır.

İtilaf zabitleri İstanbul’dan kovulunca, Necdet’in zaafları ortadan kalkmış, sağlam bir karaktere bürünmüştür.

İşgal döneminde Türklüğü rezilliklerin en büyüğü sayan roman karakterleri işgal kaldırılınca İngilizlerin Anadolu’ya daha dostça bakmaları ve Türk kesiminde Türklüğü ispatlama çabalarına kadar varmıştı.

Eser hakkında yazılarım ve daha fazlası için,




Mavi Saçlı Kız iyi okumalar diler...







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder