| REFİK HALİD KARAY SÜRGÜN |
Refik Halid Karay
15 Mart 1888'de İstanbul'da doğdu. 18 Temmuz 1965'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Romancı, öykü yazarı ve gazeteci. Galatasaray Sultanisi ve Mektebi Hukuk’ta okudu. Gazeteciliğe başlayıp hiciv yazılarıyla tanınmış, Fecri Ati kurucularındandır.
Kirpi adıyla yazdığı taşlamaları ve siyasal yazıları yüzünden İttihat ve Terakki hükümetince sürgüne gönderildi. 1918'de Ziya Gökalp'in çabalarıyla İstanbul'a döndü.
Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yaptı. Vakit, Tasvir-i Efkâr ve Zaman gazetelerinde makaleleri yayınlandı. Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katıldı.
1919'da Posta ve Telgraf Umum Müdürü oldu. 1922'de Aydede mizah gazetesini çıkardı. "Köy Edebiyatı”nın öncüleri arasına girdi.
Yüzbaşı emeklisi Hilmi Efendi evde karısı Tevhide ve kızı Seher’i bırakmış, hükümetin başında barış ve Avrupa ile uyuşma meselesi varken on günde vapurla Beyrut’a gelmişti. Daha önce geldiğinde meşrutiyetin üçüncü yılında taburuyla Yemen’e gidiyordu.
Hilmi Efendi Şebinkarahisarlıydı, ellisine basmıştı. Yüzünü görmeyi sevmezdi ve kendisine yabancı bir hali vardı. Sultan Hamit zamanında neferlikten yazıcılığa alınıp yüzbaşılığa kadar ilerlemişti.
Beyrut’a gelince dilinden anlayan birini bulma arayışına girdi, tanıdıklarından Hürriyet ve İtilafçı Çopur Apti’yi buldu. Çopur Apti gösterişi sever, kalıbına sığmaz, çenesi düşük, yapışkan biriydi. Her konuyu particilik bakımından görürdü ve ittihatçıların neler kaybettirdiğinden yakınırdı.
Hilmi Efendi’ye Enderunu Hümayun’da kalmasını söyledi. Burası Daim Bey, Harputlu Nuri Hoca, şair deli Kenan ve kendisinin bekâr odasıydı. Beyrut müftüsü tarafından verilmiş yarı yıkık bir medrese... Bu davetten sonra Hilmi Efendi’ye Beyrut eskisi kadar yabancı gelmedi ve içinde bir ümit doğdu. Medresede yaşayanlar politikacı, her işten kötülük bekleyen insanlardı ve Sevr Antlaşması’nı mumla arayacakları fikrindeydi.
İlk görüşte Hilmi Efendi bunların geçinilir insanlar olmadığını düşünmüştü. Çopur Apti’nin yaptığı ayak satıcılığına işsiz Hilmi Efendi de bir umut başladı ve kazandığı biraz paradan sonra Beyrut’un güzelliğini gördü. Hilmi Efendi’nin başına gelen her şanslı olayda bir uğursuzluğun olması gibi bunda da gazoz şişelerini aldıkları fabrika sahibinin fabrikayı kapatacağı haberini aldılar.
Akşamları süren politika konuşmaları sırasında Daim Bey Yunanlıların tekrar harbe başlayacağı haberlerinin yayıldığını söylerken arada askere laf edip Hilmi Efendi’yi kızdırdı ve Hilmi Efendi çıkan tartışmanın gecesinde Kenan’ın öldüğü haberiyle uyandırıldı. Hilmi Efendi Kenan’la politika kavgası yaptığı için pişman olmuş; Kenan’a acımak yerine kurtulduğunu düşünmüştü.
Son sayfalara kadar bahsedilen Hilmi Efendi’nin ölümü umut olarak görmesi burada da açık bir örneğiyle yer alır. Çopur Apti Kenan’ın ölümünde suçlunun, Hilmi Efendi olduğunu söyleyince gerilen ortamdan uzaklaşmak için Hilmi Efendi medreseden ayrıldı ve kendine yeni bir iş de buldu. Irgat başı Boğos ağanın yanında rençberlik yapıyordu, yaptıkları inşaatın barakasında yatıyordu. Bunun şerefine yakışmadığını düşünmesine rağmen buna katlanmasının nedeni, medresedekilere inat barınma geçinme arzusuydu.
Anadolu’dan Fransız işgal ordusuyla Suriye, Lübnan’a gelen birçok Ermeni’nin mahallesinde yaşayan Boğos ağaya giden Hilmi Efendi bunların Türkçe konuştuğuna şaşırıp sevinmişti.
Hilmi Efendi bir gün burç meydanında Binbaşı Şakir Beyi gördü. Dairede beraber çalışıp silah arkadaşlığı yapmışlardı. Kızını Beyrutlu tüccarla evlendirmiş, Trablusgarp doğumlu olduğu için Lübnanlı olduğunu iddia edip maaş bağlatıp gayet güzel bir hayat yaşamaya başlamışlar.
Enver paşa Şakir Bey’i emekli edince zaten İstanbul işgal altındayken ve Anadolu’da isyan varken orada yaşamayacaklarını karar vermişti. Hilmi Efendi’yi Cebel’deki evine davet etti. Cebel, paralı insanların olduğu refah, saadet ülkesiydi. İkramlar sohbetlerle geçen sürede Hilmi Efendi’nin durumunu sormuyordu. Oysa onun için yapılacak en büyük ikram bu sorulardı. Bu duruma sinirlenip giden Hilmi Efendi oldu.
Hilmi Efendi’ye tanımadığı Kani isimli birinden para gelmeye başladı. Bir sefer postadan paket aldı ve içinden çıkan giysileri en iyi arkadaşı ve Boğos ağanın damadı Rızkulllah’a hediye etti. Ona Razuk derlerdi. Terziydi, bu sanatı anlatırken hep abartırdı. Tek hayali Antep’e dönmekti bunun içinse hükümetin Avrupa’ya yenilmesi gerekirdi.
Beyrut’a gelene kadar Ermenileri sevmemiş şimdi sırf Türkçe konuşup vatan hasreti çektikleri için hep bunlarlaydı Hilmi Efendi. Gurbette Türklere cana yakın olan millet Anadolu’da şımarıktı diye düşünen Hilmi Efendi milletlerin o dönemki tutumundan bilgi vermişti.
Hilmi Efendi tifoya yakalanıp hastaneye yattı. Boğos ağanın bu bölümde de akıl hocalığı rolünü oynayarak Mustafa Kemal paşanın maddi varlıklarına dokunmadığı Cebel’de çok iyi bir hayatlarının olduğu saraylıları bulmasını söyleyince Hilmi Efendi tesadüftür ki bir kahvede otururken Türkçe konuşan kâtip Müveddet Bey’le ve Şehzade Kerametinle tanıştı.
Kurumsuz, alçakgönüllü, babacan biriydi Şehzade. Abdülmecit torunu ve onların özelliğini taşıyanlar gibi amca sultan Abdülaziz’e karşı iyi şeyler düşünmezdi. Zaten şehzade padişahı, padişahlığı sevmezdi, saraydan çıkarılıp serbest hayat yaşamaya başlamasına memnun olmuştu. Şehzade İngiliz zabiti ile Damat Ferit paşayı çekiştirirken, zabit: “Ferit paşa o idi yok akıl var gugulu.” deyince atıf yapılan hindiden dolayı şehzadenin canının çerkeztavuğu çekmesi bile durumdan bir haber, duyarsız, kendi zevki için yaşayan bir adam olduğunu ortaya koymuştur.
Hilmi Bey bu tanışıklık çok da ilerlemeden şehzadenin köşkünde yaşamaya başladı. Köşkte Hilmi Efendi kalfa Suzudil’e tutuldu, saray terbiyesi almış şehzadeyle birlikte buraya gelmiş olan bir kızdı. Şehzadenin kızlarına çıkan zengin talipler karşısında Hilmi Efendi saraylı kızlara uygun olabilirler mi diye düşünürken şehzade için paralarının olması yeterliydi. Şehzade artık Hilmi Efendi’den para isteyecek duruma gelmişti. Çok da uzun bir süre geçmeden Suzudil’den öğrendiğine göre aile Mısır’a kaçıp alacaklara karşı da köşkte Hilmi Efendi’yi bırakmaya karar vermişti. Ve Hilmi Efendi için ikinci sürgünlük başlıyor kendini yine Boğos ağanın yanında buluyordu...
İki yıl Beyrut’ta yaşayan Hilmi Efendi’nin yolu Boğos ağanın Türk konsolosluğu açıldığı haberini vermesiyle değişir. Af çıkarsa evine dönebileceğini düşündüğü Şam’a gider. Şam, kendilerini boyunduruktan kurtardıklarını sanan Arapların ülkesidir. Şehre gider gitmez yine bir tesadüfle Emniyet müdürü Mehmet İhsan’la –Boşnak İhsan- tanışır.
Sürgüne düşenler birbirini aramalı, yardım etmeli görüşünde olan bu adam, hükümetinkinden iyi olduğunu düşündüğü bir teşkilatın–entellijens servis- başındadır. Hilmi Efendi’nin teşkilata inancını arttırmak için ailesinden haber getirir ve kızının Kani isminde tiyatro kumpanyası aktörüyle yaşadığını söyler. Bu utandırıcı durumda ölmüş olmayı dileyen Hilmi Efendi ani bir kararla teşkilatla birlikte Hindistan’a gider. Burada hastalanır ve kalbinin yorgun olduğu öğrenir.
Hilmi Efendi, bütün amacı geçim zorluğundan ailesini kurtarıp kardeşlerinin haysiyetli bir şekilde evlendirmek için babasından kalan çiftliği kurtarmak için Şam’a gelen Vecihi Paşazade İrfan Bey’le tanıştı. Hilmi Efendi’ye çiftliği alınca yanına gelip bu sefaletten kurtulmasını söyledi.
İrfan çiftlik için Halep’e gidince Türkçe konuşanın çok olduğu, eğlence düşkünü, paralı şehirde bahçelerde ve özel meclislerde toplanan insanlar arasında alkol, uyuşturucu bağımlısı; sahneye çıkan; ahlaksız işler yapan tüm şehrin dikkatini çeken kadın Nevber ve arkadaşları Marika, Roza ile tanıştı.
Halep’e uygun bir hayata kapılıp giden İrfan, yazdığı mektupta Hilmi Efendi’ye buranın sosyal dokusunu, gece hayatını ve bol miktardaki paranın kaynağını anlattı. Cemal paşanın planıyla bir yığın gümüşe denk gelen Osmanlı altını postane avlularına yığılır oradan dağıtılırmış. Dünyanın çoğu yerinde olmayan bu para Halep’te tohuma benzetilecek kadar verimli bir döngünün içindeydi.
İrfan, Nevber’le yakınlığı ilerleyince asıl isminin Seher olduğunu öğrendi. İkisinin de Hilmi Bey’le ilişkisi anlaşıldı. Seher bunun üzerine yaptığı işten ve bulunduğu durumdan utancını anlatınca İrfan hala kurtarılacak durumda olduğunu düşündü aslında durum tersiydi Seher’den kim kurtulursa o kadar iyiydi.
Seher babasının Halep’e geleceğini duyunca bunca ünlü olduğu şehirden tüm izleri silip şehri terketmek için İrfanla anlaştı. Sonra bu konuyu neredeyse unuttu, başka şehre giderse eski sefaletine düşeceğini biliyordu, paraya utançtan fazla değer verdiği için düzenini devam ettirmeyi seçti. İrfan da bunu anlayınca Seher’i sevdiği için duruma göz yumdu ve ondan uzaklaşıp Hilmi Efendi’nin gelişini engelleme çaresini düşündü.
Bu bölümlerde çok sık geçen durumsa Nevber’in İrfan’ı küçük düşürmesi, zor durumda bırakması oldu bu davranışlar nefretinden kaynaklanıyordu. İrfan’ın ahlaklı olması, ailesine bağlılığı ve babasını hatırlatması neredeyse onu tiksindiriyordu.
Şam’da ise Hilmi Efendi Suriye devlet reisinin konağına davet edildi. Reis Halep’e gideceğini öğrenince birlikte gitmeleri kararını aldı böylece Hilmi Efendi’nin sonuna yaklaşıldı... Hilmi Efendi Suzudil geri döner diye Şam’ı terkederken hüzünlendi, Şam’dan ayrılmayı sadece İrfan’la buluşmak için göze almıştı. Onların geleceği günse, İrfan İstanbul’a gitme kararı almıştı.
Hilmi Efendi Halep’e gelince İrfan’ın gittiğini öğrenir ve aklı onda kalır. Yanındakiler ünlü Nevber’in resmini gösterirler ve Hilmi Efendi aklı karışık, gözlüğünü unutmuş, etrafın karanlık olduğu bir anda kızını tanıyamaz ve böylece gerçeği öğrenmek için sadece bir akşam daha beklemelidir...
Bu arada İrfan’ın Nevber yüzünden gittiğini öğrenir ve herkesin dilinde olan bu kadını merak eder. Ona İrfan’ı sormak isterken bahçedeki eğlenceye gidince açık giyimli, uygunsuz dansıyla kantocu kız çıkar ve Hilmi Efendi kızını görür. Zaten zayıf olan kalbi bu duruma dayanamaz. Hilmi Efendi ani, belki de acıklı denilecek bir şekilde ölür, insanların keyfinin bozmamak için de kimseye duyurulmadan götürülür.
Hilmi Efendi
Türk paşası sanıldığı için ölümü rapor gerektirir ve Çopur Apti’nin bekçilik
yaptığı otopsi dairesine getirilir. Çopur Apti Hilmi Efendi’yi musalla taşında
görünce sarsılır ve Hilmi Efendi’nin yüzünde gördüğü, korkudan olan hayret ve
telaştır.
Mavi saçlı kız iyi okumalar diler...
Mavi saçlı kız iyi okumalar diler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder