8 Eylül 2016 Perşembe


BİR KADININ YAŞAMINDAN 24 SAAT STEFAN ZWEİG 


Orijinal adı: Vierundzwanzig Stunden Aus Dem Leben Einer Frau
Çeviri: Mahmure Kahraman
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Baskı: 2015
Sayfa: 80
Tür: Roman

Ağustos sonlarında güzel bir gün karşımda Çeşme’nin açık turkuaz biraz mint yeşili denizi. Yanımdaysa bazen bir bazen birkaç kitabım. Tabi bir de alışkanlığım...

Gittiğim her yerden bir anı, birkaç kelime öğrenme hevesi ya da karbon temelli bir canlıya zamanda yolculuğun ayrıcalığını yaşatan kitaplar alma zevki…

Geçireceğim birkaç saate uygun küçük bir kitap gördüm İş Bankası Kültür Yayınları standında. O anda göz bebeklerim büyüdü ve bunu okumazsam başka hiçbir şey yapamayacağım bu hayatta diye düşündüm çünkü bu Zweig’di.

Zweig gerçekçi betimlemelerin ustası. İlk kelimelerden itibaren etrafımı saran bir sahne. Tüm atmosfer bende; kostümler, saçlar bende ya satrancı izleyen heyecanlı seyircilerden biriyim ya Mrs C. tutkulu, hırslı bir kumarbazı güneşli günler için ikna etmeye çalışırken içlerine işleyen yağmur damlaları benim.

STEFAN ZWEİG 

Stefan Zweig 1881 Viyana doğumlu romancı, oyun yazarı, gazeteci, biyografi yazarı. Felsefe eğitimi gördü; İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince, Yunanca öğrendi. Dünyayı dolaşıp yerleştiği Salzburg’da en güzel eserlerini yazdı. 1930’larda başarısıyla Nazilerin dikkatini çeken Yahudi kökenli Zweig’in eserleri yakılmaya başladı, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. İkinci dünya savaşı çıktığında Rio de Janeiro’ya yerleşti. “Denemeler”de ölüm karşısında özgür olmak isteyen Montaigne’den etkilendi.

Ya da kendileri yüzme bilmedikleri halde boğulan birinin arkasından köprüden atlayan insanların durumuna benzetilebilir belki yaptıklarım…









Avrupa’nın düştüğü durumdan ve kendi dünyasının bir daha var olmayacağı düşüncesinden dolayı intihar etti. Kendi isteğiyle ve bilinçli olarak ayrıldığını, gücünün uzun süren yurtsuzluğu sırasında tükendiğini ve manevi yurdu Avrupa’nın kendini mahvettiğini yazdığı veda mektubunu şu cümlelerle sonlandırmıştır:

“Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”

Lirik şiir, trajedi, dram türünde sahne eserleri ve biyografi yazdı. Üç büyük usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski; Maria Antoinette; Stendal; Magellan bunlardan birkaçıdır.

Sigmund Freud ve psikolojiye duyduğu ilgisini yansıtan bir kadının yaşamından 24 saat için Maksim Gorki:“Böylesine derin bir kitap daha okumadım diyebilirim.”demiştir.

Ama dediğim gibi bütün acılar korkaktır. Yaşama duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler; bütün yaşama arzusu düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.

Sakin üslupları, havadan sudan konuları olan pansiyon müşterileri arasında bir akşam hararetli bir tartışma çıkar. Madam Henriette zengin kocasına ve iki küçük kızına bir mektup bırakarak pansiyona yeni gelmesine rağmen sosyal yetisiyle neredeyse birkaç saat içinde herkesin gözdesi olan genç, yakışıklı bir erkekle kaçmıştı.

Tartışmanın nedeni anlatıcının grubun düşüncelerinin aksini savunmasıdır. Anlatıcıya göre bu kaçış masumca hatta olağandır.
Mrs C.’nin -grubun sessiz otoritesi saygın İngiliz üyesinin- bu düşünce dikkatini çeker ve genç adamın tüm samimiyetini, aklından geçenleri öğrenmek için anlatıcıyı soru yağmuruna tutar. Anlatması gereken önemli şeyle kendini suçlamaktan kurtulacaktır.

Yaşlı kadın 67 yıllık yaşamında kendisinden başka kimsenin bilmediği 24 saati düşünmeden tek bir günü tek bir saati geçiremiyordu…

Peki, konu Madam Henriette’nin böylesine bir serüvene nasıl katılabildiği mi yoksa en umulmadık tartışmalardan en gizli sırların bile ortaya çıkabileceği mi?

Bu yeni dünyanın atmosferindeki bulutları birazcık da olsa dağıtabilmekti isteğim.

Mavi saçlı kız iyi okumalar diler…