23 Ocak 2017 Pazartesi

JOHANN WOLFGANG VON GOETHE
Genç Werther’in Acıları 

GOETHE (28 Ağustos 1749–22 Mart 1832)

Alman hezarfen, edebiyatçı, politikacı, ressam ve doğabilimci.

Aydınlanma Çağı'nın düşünceleriyle yetiştirilen Goethe küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi.

Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Goethe’nin babası, imparatorluk danışmanıydı. Goethe 18 yaşına gelince, babasının isteğine uyarak hukuk öğrenimi için Leipzig'e ardından Strasbourg’a gitti.
Bu sırada üniversitede tıp derslerine de katılıp doktorasını tamamladıktan sonra Frankfurt’a dönerek avukatlık yapmaya başladı.


Waimar Dükü’nün çağrısı üzerine krallık danışmanı, daha sonra başbakan olarak görevlendirildi. 1794’te yazar Friedrich von Schiller'le yaşamları boyu sürecek bir dostlukla Alman Edebiyatı’nda Klasik Dönem’in önde gelenleri oldular.
22 Mart 1832 yılında Waimar’da hayatını kaybetti.

Goethe, şiir, drama, hikâye, otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Bununla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan mektupları önemli edebi eserlerindendir.

Fırtına ve Coşku (Sturm und Drang) döneminin en önemli öncüsü ve temsilcisi olmuştur. Bugüne kadar, en önemli Alman edebiyatçı olarak kabul edilmiş, eserleri ise dünya edebiyatının zirvesinde yerini almıştır.

Goethe, toplumsal, teknolojik ilerlemeye ve insanlık erdemlerini yadsımadan yaşamaya inanıyordu. Kafka, Goethe'yi "Hayat üzerine söylenebilecek her şeyi söyleyen biri." olarak tanımlamaktadır. Bununla, onun yapıtlarındaki ayrıntı zenginliğine ve felsefi derinliğe dikkat çektiği düşünülebilir.

Şimdi ise evin dar ve karanlık. Üç adımda ölçüyorum mezarını. Oysa sen ne büyüktün bir zamanlar!

TANITIM BÜLTENİNDEN

Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı.

Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti.

Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.

GENÇ WERTHER’İN ACILARI ÜZERİNE

Goethe’nin 1774’te yazdığı, ilk romanı Genç Werther'in Acıları (Die Leiden des jungen Werther) anlatımı, duyguların coşkunluğu, çağdaş gençliğin duygu ve düşüncelerini yansıtmaktaki başarısıyla evrensel bir üne kavuşmuş; dünya çapında etki uyandıran ilk Alman romanı olmuştur.

Alman Edebiyatı’ndaki ilk mektup-roman olmasının yanı sıra öncüsü olduğu Coşkunluk Akımıyla yeni bir çığır açıldı. Katı akılcı bir dönemden geçen Alman Edebiyatı’nda duyguların içtenlikle ön plana çıkması ve içe dönüş ses getiren nokta olmuştur. Eser hem biçimsel hem içerik açısından bir dönüm noktası sayılır.

Goethe’nin arkadaşının nişanlısına duyduğu ilgi, Genç Werther’in Acıları’na esin kaynağı olmuştur. “… bildiğiniz yapıtlarımın tümü bir itirafın parçasıdır.” sözüyle yaşadıklarını yazıya dökmenin onun için bir kurtuluş olduğu izlenimini verebilir.

Eserde 17.yy edebiyatına fon olan doğa, karakterin yaşantısının bir parçası, tanrının bir uzantısı olarak panteizm felsefesinin edebiyattaki yansımasıdır.
Eser edebiyatımızda 1930’da Nurullah Ataç çevirisiyle yerini aldı.

Resim yapmak benim için olanaksız… Ama hiçbir zaman şu an olduğumdan daha büyük bir ressam olmamıştım.

Werther’i arkadaşı Wilhelm’e yazdığı mektuplarda tanıyoruz. Bu mektuplar sanata olan şiddetli duygularını dışa vurma çabasıydı.

Werther bir sanatçıdır, ona engel olan coşkun manevi dünyası yüzünden bir çizgi bile çizemediğinden yakınır. Yaşadıklarını kâğıda dökemeyen Werther algıladığı bu güçlü dünyanın altında ezildikçe ezilir.

Bu sancılı dönemlerinde değişken ve kararsız yüreğiyle çevresinde gördüğü cennet için “göksel hayal gücü”nden şüphelenir. Yaşamı yalnızca bir düş, tutsak eden sınırlamalar ve düşsel bir boyun eğmeden ibaret görmesi ruhunu karartır.

Kentin dışında yalın bir yaşam sürme konusundaki sevdası onun yalnızca doğaya yönelme konusundaki eğilimiydi. Doğada ve doğal yaşamda bulduğu mutluluk bütün ruhunu sararken sanatı bunlardan zararlı çıkıyordu.

Yaratılışına uzak bu duygusal uçurum belki de aşka zaaf göstermesine neden oluyor. Akıllı, kişilikli sözleri, yalın iyi yürekli ve her soyutlamanın yetersiz kalacağı Lotte…

Ulu Tanrım! Ya akılları başlarında değilken ya da akıllarını kaybettikten sonra mı mutlu olmaktır insanların yazgısı!












Werther’in aşktaki coşkun mutluluğu birkaç ay sürer. Böylece zamanla aynı doğada bu kez acıyı ve hüznü görür. Baharda doğadaki uyanışla sevice boğulan Werther, sonbaharda ruhunu sarartıp yapraklarını döker…

Yaşadığı Wahlheim’den ayrılıp gezileri sırasında kendi gibi mutsuzluğa düşmüş, acı içinde insanlarla karşılaşır. Bu kişilerle kendine ayna tutabilir, duygularını anlamasına yardımcı olur.

Çünkü kendimize tuttuğumuz farklı aynalar vardır, uzun ve kısa gösterenler… Bunlar hep biraz abartılı olabilir. Ama kendimizi en iyi karşılaştırmalarla tanırız.

Werther Wilhelm’e yazdığı son mektuplarda Tanrı’ya canını alması için yalvarırken eser yayımcının notlarıyla düzyazı şeklini alır. Yayımcı, Werther’in öyküsünü ayrıntılı olarak bilenlerden bilgi toplamış, son dönemlerinde keder, isteksizlik, bitkinlik, kargaşa içinde olduğu belirtir.


Werther son çare, kendini uzaklaştırmak için her şeyi yapmaya karar vermiş Lotte’nin yanına dönmüş, Lotte’nin sözlüsünün silahlarından biriyle kendini vurup yarım günlük can çekişmenin sonunda tüm acıları, diğerlerinin üzerine katman katman yayılırken son bulur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder