11 Haziran 2015 Perşembe

OTOMATİK PORTAKAL ANTHONY BURGESS
Bu hafta en çok etkilendiğim kitaplardan biriyle başlamak istedim yayına. Yoğun spoiler içereceğini şimdiden belirtmek isterim.  İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Aziz Üstel çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Anthony Burgess’ın “Otomatik Portakal”ı. Ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısıyla bir yıldan az ömrü olan yazar on iki ayda beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğunu öğrenir. İşte bu zamanda ortaya çıkanlardan biri, uzun süredir övgüyle adını duyduğum bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Otomatik Portakal... Yarattığı Alex karakteri de yazarın hastalığı öğrendiği zamandaki psikolojisini ve İngiliz kara mizah anlayışını yansıtmaktadır. Bozulmuş bir sistemde çözümün bireyin belirli bir kalıbı ya da makineleştirilmiş insan olduğu bir distopya. Bir şekilde Karl Marx’ın yabancılaşma (bireyin seri üretim ve makineleşme sonucu kendine, topluma, emeğine yabancılaşması)  teorisinin bir uzantısı olduğunu düşündüğüm geleceğin karanlık romanı Aldous Huxley tarafından kaleme alınan “Brave New World” ile benzerliğinin bulunduğu roman.
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...
...Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm...
-Anthony Burges-

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess anti kahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı.
... ve Stanley Kubrick'in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir... (yayın bülteni alıntısı)
Arka kapağında algıda seçiciliğimi öne çıkaran ifadelerin bulunmasıyla alıp hemen okumaya başladım ama uzun soluklu bir okuma gerektirdiğini farkettim kısa ve akıcı olmasına rağmen argo ve aşırı şiddetten zevk alan “kankalar grubu ”nu okumanın arada bir nefes almaya neden olacak bir havası var.
Ana kahraman Alex ve grubu Pete, George, Dim’in Sütbarı’nda “katkılı süt” içmesiyle başlar roman. Burada toplumun bozulmasının göstergesi olan uyuşturucu kullanımına yapılan vurgu akşam sokakta az da olsa bulunan “moruk”lara uyguladıkları şiddetle pekiştirilir.  Grubun üstünde “Yuva” yazılı bir klübeye girerek Otomatik Portakal’ın yazarına ve karısına orantısız şiddet uygulaması sonradan anlaşılacağı üzere karısının ölümüne sebebiyet vermeleri,  Anthony Burgess ve hamile eşinin böyle bir saldırıya uğramaları ve eşinin aynı kaderi paylaştığı karakteri ortaya çıkartmıştır.
On beş yaşındaki Alex’in ailesinin ilgisizliği ve ergen oğullarına bir şey söyleyebilecek cesareti kendilerinde bulamamaları belki de toplumun böylesine kötü yollara sürüklenmesinin önemli sebeplerinden birisidir. Sınırları olmayan ve neyin nasıl olması gerektiğini kendi tecrübeleri ve çarpık çevresinden öğrenen ergen bir bireyden bahsediyorsak özellikle… “moruklardan ve marketten çıkan “mangır”larla yetinmeyen kankalar grubu yaşlı bir kadının evini soymaya karar verirler artık gerçek altın gümüş mücevher aramaya ve değerli eşyaları satmayı akıllarına koyan dörtlü suçun köklenmeye başladığını bize gösterir. Yaşlı kadının ölmesi ve kankalarının zavallı Alex’i satmalarıyla gece Alex için karakolda sonuçlanır. On dört yıl hapise mahkûm edilen 6655321 –Alex’e artık böyle hitap edilecektir- toplumda giderek artan suç oranıyla dolup taşan hücrelerden birinde kalmaktadır. Bu hücre ona iki haftada tekrar özgür olma “şansını” verecektir. Yeniden iktidara gelmek isteyen hükümetin suç oranlarını düşürmek üzere uyguladıkları bilinçaltı şartlandırmasına yönelik Pavlov Kanunları.
Bu noktada hapishane papazından yaptığım alıntının altını çizmek isterim “İyi bir insan çok da iyi olmayabilir küçük 6655321. İyi bir insan korkunç olabilir… Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? ” seçim yapamayan insanın yoksunluğunu belirten en gerçekçi sözler belki de… Şartlandırmalar boyunca Alex’in en sevdiği klasik müzikler kullanılır ve toplumun bu şekildi günümüzün popüler pop şarkılarını dinlemeye zorlandığı bir seçim yapamayanlar topluluğu oluşturma propagandası somutlaşır. Tüm bunların sonunda başkarakter özgürlüğüne kavuşur önce ailesinin yanına gider odasının pansiyon olarak kiraladığını görür ve zevklerinden en güzeli pikabı ve plaklarına devlet el koymuştur. Ailesi onu kabul etmez, o da tek istediği şeyi yapmaya Melodia’ya gider Mozart’ın Kırkıncı Senfonisini dinlemek ister klasik zevki kalmayan bir yeni nesille karşılaşır.
…Tek çıkış yolunun ölüm olduğunu ama şiddete karşı şartlandığı ve bunu yapamadığı için kitaplarda çözüm aramaya kütüphaneye gider ve yine geçmişi ayağına dolanır grubuyla dövüp paralarını aldığı moruklar tarafından dövülür ve çıkan tartışma sonucu çağrılan polis ise eski kankalarıdır. Şiddetin poliste vücut bulmuş haliyle karşılaşırız böylelikle. Mağduriyetine rağmen polisler tarafından dövülerek bir köyün yakınına bırakılır. Hikâyenin paradoksal kısmında kendini Yuva da bulur. Yıllar önce ilk nüshalarını yırtıp ailesine zarar verdiği Otomatik Portakalın yazarının evindedir. Tabi tüm bunları maskesiyle yaptığı için yazar tarafından tanınmaz yazar ise polisin açtığı yaraları sarar. Yazarın evinde kaldığı sürece kitabın bulduğu tamamlanmış halinde bugünlerde bütün insanların makinelere dönüştüğünü ve aslında daha çok meyve gibi doğal bir şey olduğunu anlattığını görür. Yazarın bu konuda görüşüyse toplumun onayladığı davranışın dışına çıkamayan sadece iyilik yapabilen küçük makineler;  müzik, cinsellik, edebiyat ve sanatın acı verdiği gerçeğidir. Hükümete karşı bir direniş içinde olan yazar arkadaşlarıyla Alex’i amaçları için kullanır sonunda onu intiharına sürüklerler ve bir şans ki karakter yaşamaya devam eder. Tüm gazetelerde katil hükümet manşetlerinden kötü etkilenen iktidar şartlandırmayı geri alır , güzel bir iş verir alex’e, o ise eski şiddet, katkılı süt ve alkol dolu günlerine geri dönerken artık haz almadığını bunların yeterli gelmediğini sonucundaysa büyüdüğünü bütün yaptığı yanlışlarınsa tekrar edileceğini farkeder. Kitabı da 1. Kişili anlatımla yaptığı vedayla sona erer.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder