OTOMATİK PORTAKAL ANTHONY BURGESS
|
Bu hafta en çok etkilendiğim kitaplardan biriyle
başlamak istedim yayına. Yoğun spoiler içereceğini şimdiden belirtmek isterim. İş Bankası Kültür Yayınları
tarafından Aziz Üstel çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Anthony Burgess’ın “Otomatik
Portakal”ı. Ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısıyla bir yıldan az ömrü
olan yazar on iki ayda beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğunu
öğrenir. İşte bu zamanda ortaya çıkanlardan biri, uzun süredir övgüyle adını
duyduğum bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Otomatik
Portakal... Yarattığı Alex karakteri de
yazarın hastalığı öğrendiği zamandaki psikolojisini ve İngiliz kara mizah
anlayışını yansıtmaktadır. Bozulmuş bir sistemde çözümün bireyin belirli bir kalıbı
ya da makineleştirilmiş insan olduğu bir distopya. Bir şekilde Karl Marx’ın yabancılaşma
(bireyin seri üretim ve makineleşme sonucu kendine, topluma, emeğine
yabancılaşması) teorisinin bir uzantısı
olduğunu düşündüğüm geleceğin karanlık romanı Aldous Huxley tarafından kaleme
alınan “Brave New World” ile benzerliğinin bulunduğu roman.
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek
olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik
işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle
saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...
...Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş
vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en
yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim
lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da
"canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya
başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu
deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının
uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm...
-Anthony Burges-
Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin
sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal
kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların
hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess anti
kahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu
"nadsat"ı.
... ve Stanley Kubrick'in muhteşem film uyarlaması,
yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini
pekiştirmiştir... (yayın bülteni alıntısı)
Arka kapağında algıda seçiciliğimi öne çıkaran
ifadelerin bulunmasıyla alıp hemen okumaya başladım ama uzun soluklu bir okuma
gerektirdiğini farkettim kısa ve akıcı olmasına rağmen argo ve aşırı şiddetten
zevk alan “kankalar grubu ”nu okumanın arada bir nefes almaya neden olacak bir
havası var.
Ana kahraman Alex ve grubu Pete, George, Dim’in
Sütbarı’nda “katkılı süt” içmesiyle başlar roman. Burada toplumun bozulmasının
göstergesi olan uyuşturucu kullanımına yapılan vurgu akşam sokakta az da olsa bulunan “moruk”lara uyguladıkları şiddetle pekiştirilir. Grubun üstünde “Yuva” yazılı bir klübeye
girerek Otomatik Portakal’ın yazarına ve karısına orantısız şiddet uygulaması sonradan
anlaşılacağı üzere karısının ölümüne sebebiyet vermeleri, Anthony Burgess ve hamile eşinin böyle bir
saldırıya uğramaları ve eşinin aynı kaderi paylaştığı karakteri ortaya
çıkartmıştır.
On beş yaşındaki Alex’in ailesinin ilgisizliği ve
ergen oğullarına bir şey söyleyebilecek cesareti kendilerinde bulamamaları belki
de toplumun böylesine kötü yollara sürüklenmesinin önemli sebeplerinden
birisidir. Sınırları olmayan ve neyin nasıl olması gerektiğini kendi
tecrübeleri ve çarpık çevresinden öğrenen ergen bir bireyden bahsediyorsak
özellikle… “moruklardan ve marketten çıkan “mangır”larla yetinmeyen kankalar
grubu yaşlı bir kadının evini soymaya karar verirler artık gerçek altın gümüş
mücevher aramaya ve değerli eşyaları satmayı akıllarına koyan dörtlü suçun
köklenmeye başladığını bize gösterir. Yaşlı kadının ölmesi ve kankalarının
zavallı Alex’i satmalarıyla gece Alex için karakolda sonuçlanır. On dört yıl hapise
mahkûm edilen 6655321 –Alex’e artık böyle hitap edilecektir- toplumda giderek
artan suç oranıyla dolup taşan hücrelerden birinde kalmaktadır. Bu hücre ona
iki haftada tekrar özgür olma “şansını” verecektir. Yeniden iktidara gelmek
isteyen hükümetin suç oranlarını düşürmek üzere uyguladıkları bilinçaltı
şartlandırmasına yönelik Pavlov Kanunları.
Bu noktada hapishane papazından yaptığım alıntının
altını çizmek isterim “İyi bir insan çok da iyi olmayabilir küçük 6655321. İyi bir
insan korkunç olabilir… Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma
seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir
insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? ” seçim yapamayan insanın
yoksunluğunu belirten en gerçekçi sözler belki de… Şartlandırmalar boyunca Alex’in
en sevdiği klasik müzikler kullanılır ve toplumun bu şekildi günümüzün popüler
pop şarkılarını dinlemeye zorlandığı bir seçim yapamayanlar topluluğu oluşturma
propagandası somutlaşır. Tüm bunların sonunda başkarakter özgürlüğüne kavuşur
önce ailesinin yanına gider odasının pansiyon olarak kiraladığını görür ve
zevklerinden en güzeli pikabı ve plaklarına devlet el koymuştur. Ailesi onu
kabul etmez, o da tek istediği şeyi yapmaya Melodia’ya gider Mozart’ın Kırkıncı
Senfonisini dinlemek ister klasik zevki kalmayan bir yeni nesille karşılaşır.
…Tek çıkış yolunun ölüm olduğunu ama şiddete karşı
şartlandığı ve bunu yapamadığı için kitaplarda çözüm aramaya kütüphaneye gider
ve yine geçmişi ayağına dolanır grubuyla dövüp paralarını aldığı moruklar
tarafından dövülür ve çıkan tartışma sonucu çağrılan polis ise eski
kankalarıdır. Şiddetin poliste vücut bulmuş haliyle karşılaşırız böylelikle. Mağduriyetine
rağmen polisler tarafından dövülerek bir köyün yakınına bırakılır. Hikâyenin paradoksal
kısmında kendini Yuva da bulur. Yıllar önce ilk nüshalarını yırtıp ailesine
zarar verdiği Otomatik Portakalın yazarının evindedir. Tabi tüm bunları
maskesiyle yaptığı için yazar tarafından tanınmaz yazar ise polisin açtığı
yaraları sarar. Yazarın evinde kaldığı sürece kitabın bulduğu tamamlanmış
halinde bugünlerde bütün insanların makinelere dönüştüğünü ve aslında daha çok
meyve gibi doğal bir şey olduğunu anlattığını görür. Yazarın bu konuda
görüşüyse toplumun onayladığı davranışın dışına çıkamayan sadece iyilik
yapabilen küçük makineler; müzik, cinsellik,
edebiyat ve sanatın acı verdiği gerçeğidir. Hükümete karşı bir direniş içinde
olan yazar arkadaşlarıyla Alex’i amaçları için kullanır sonunda onu intiharına
sürüklerler ve bir şans ki karakter yaşamaya devam eder. Tüm gazetelerde katil
hükümet manşetlerinden kötü etkilenen iktidar şartlandırmayı geri alır , güzel
bir iş verir alex’e, o ise eski şiddet, katkılı süt ve alkol dolu günlerine
geri dönerken artık haz almadığını bunların yeterli gelmediğini sonucundaysa büyüdüğünü
bütün yaptığı yanlışlarınsa tekrar edileceğini farkeder. Kitabı da 1. Kişili anlatımla
yaptığı vedayla sona erer.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder